İstek veya arzularımızın gerçekleşmesi doğrultusunda dua etmek insanoğlunun hep başvurduğu bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durum inanan veya inanmayan şeklinde yapılacak bir sınıflandırmada da hep aynıdır. Dua genellikle gerçekleşmesi istenenler veya arzulananlar karşısında insanoğlunun güçsüz kaldığında veya söz konusu durumu kontrol edemediğinde başvurduğu bir sığınma unsurudur. İnsanoğlunun bazen kendi başına bireysel olarak, bazen de insanlardan meydana gelen toplum olarak duaya başvurduğu görülür. İnsanoğlunun kontrol edebildiği veya gücünün yettiği durumlarda dua etmek veya duaya başvurmak aklına bile gelmez, çünkü ihtiyacı yoktur.
Bir Çin duası hatırlıyorum: "Tanrım, kontrol edebileceklerim için bana güç ver, kontrol edemeyeceklerim karşısında uyum sağlayabilmem için bana sabır ver, her şeyden önce neyi kontrol edebileceğim, neyi kontrol edemeyeceğim konusunda bana lazım olan akıl ver." Bu dua, oldum olası bana hep anlamlı gelmiştir. Çünkü her birimin, gerek gerçek kişi olsun, gerekse tüzel kişi olsun, kontrol edebileceği unsurların sayısı hep sınırlıdır. Bunun ötesinde kontrol edilemeyecek durumlar ile karşılaştıkları karşısında ise uyum sağlaması kaçınılmaz olmaktadır.
Kontrol edilemeyen unsurlar karşısında ısrarlı yaklaşımlar genellikle insanoğlunun hep kaybetmesine neden olmuştur. Zaman, para, sağlık ve benzeri sahip olunan değerlerin kaybedilmesi gibi. Örneğin, on ton taşıyabilecek bir taşıma aracına on tondan fazla yük konulması durumunda karşılaşılacak sonuç söz konusu taşıma aracının taşıma yeteneğinin tümden veya kısmen kaybetmesi şeklindedir. Normal koşullarda taşıyabileceğinden veya kaldırabileceğinden daha fazlasını kaldırmaya kalkışan bir insanoğlunda kas yırtılması veya bel fıtığı gibi sonuçların ortaya çıkması oldukça muhtemeldir. Kontrol edilemeyen unsurlarda ısrar edilmesi ile ilgili olarak insan hayatını olumsuz etkileyen örnekler saymakla bitmez. Kredi kartı kullanarak harcama yapanların ipin ucunu kaçırması, kollu canavar denen kumar makinelarine sadece "kolun" değil pek çok unsurun kaptırılması yakın geçmişte ve halen günümüze yaşanmakta olan en acı örneklerdir.
Kontrol edilemeyen unsurlar karşısında insanoğlundan beklenen söz konusu durumu kabullenmesi veya söz konusu durum karşısında uyum sağlamasıdır. Bunun aksi söz konusu olduğunda ise ortaya ruhsal veya zihinsel sağlık sorunun ortaya çıkması mümkündür. Zira mutsuzluğun temel nedeni kontrol edilemeyenler karşısında kabullenmenin veya uyum sağlamanın gerçekleşmemesidir. Kabullenmenin veya uyum sağlamanın diğer bir ifadesi büyüklerimizin veya geçmişlerimizin tabiri ile şükretmektir. Şükretmek, kontrol edilebilenleri kontrol etmek, edilemeyenleri kabullenmek veya onlara uyum sağlamaktır. Şükredilmediğinde nasıl bir sonuç ortaya çıkar? Bunun sonucu yine mutsuzluktur.
Doğal olarak en önemlisi neyin kontrol edilebileceğinin, neyin kontrol edilemeyeceğinin ayırt edilebilmesidir. Bunu yapamayanların ortaya koyacakları her teşebbüsün hüsranla sonuçlanması ve kişi, kurum veya kuruluşta çeşitli kayıpların meydana gelmesi mümkündür. Bunun ayırt edilebilmesi ise kuşkusuz akıl olması ve bu aklın kullanılmasını gerektirmektir. Sadece aklın var olması sorunun çözümü için yeterli değildir. Bunun kullanılması veya bundan fayda sağlanması gerekir. Akıl kullanılmadan gerçekleştirilen faaliyetler karşısında alınan olumsuz sonuçlar ile bizlere kulaktan kulağa veya kültürün bir parçası olarak sözlü veya yazılı pek çok atasözü veya veciz söz aktarıla gelmiştir. Bunların her biri geçmişte yaşanmış ve olumsuz sonuçlar yaratmış teşebbüsler veya faaliyetlerdir. Kuşkusuz bunların her biri hepimiz için kulağımıza birer küpe niteliğindedir. Dua etmekle birlikte, söz konusu atasözleri ve veciz sözleri de dikkate alarak, neyi kontrol edebileceğimizi neyi kontrol edemeyeceğimizi öncelikle bilmemiz gerekir. Aksi halde sonuçlar karşısında mutsuz olabiliriz.